20 YIL SONRASINA MEKTUP

20 Mayıs 2020 Çarşamba



Yarına çıkacağımızın garantisi olmadan yirmi yıl sonrasına bir mektup bırakmak geliyor içinden bugün. Yaşamın dörtte üçünü geçirmiş biri olarak soracağım sorularımı bugün sana. Ama öncesinde bugünden biraz bahsetmek istiyorum. Her şeyi uç noktalarda yaşadığımızı düşündüğümüz 2020 yılında birçok şey ters gidiyor diyebilirim.

İnsanlık adına güven istatistiğinin çok aşağılarda olduğu bir zamandan yazıyorum. Koşacakken takılıp düşmekten değilde birilerinin çelme takıp yuvarlamasından korkarak yazıyorum. Takılsam kalkar aynı şekilde koşmaya devam ederim diyorum aynı azimle. Çelme takılıp yuvarlanmak o azim duygusunu kırıyor insanda.

Bugün karamsar biri olarak yazmıyorum bu mektubu. Aksine her şeye rağmen umutlu biri olarak yazıyorum. Fakat genel anlamda ileriye dönük düşüncelerimiz köreltildiği için, kör bir insan ne kadar görüyorsa o kadar görerek yazıyorum sana. 2040 aydınlık mı ? Yoksa daha mı karanlık soruyorum.

Bir salgın popüler bu aralar. Adına Covid-19 (korona) deniliyor. Çin’de başlayıp tüm dünyayı esir almış durumda. Evlerden çıkamadığımız, çıktığımızda insanlardan uzak maskeli bir şekilde geçiriyoruz günlerimizi. Zaten kopmaya başlayan aile, arkadaş bağları, “lütfen kopmasın” diye dua ettiğimiz halatın incecik bir teli kalmış gibi yüreği ağzımızda bekliyoruz salgın sayesinde.

Ülke olarak uğraşımız sadece salgın ile değil. Siyasi olaylar da had safhada karışık ilerliyor. Bir yandan Suriye bir yandan Libya’da askeri mücadele veriliyor. Yüzyıllardır ülkende gözü olanlar aynı titizlikle hatta daha yoğun bir şekilde uğraşıyor ülkemizle. Bu konuda bir değişiklik olduğunu sanmıyorum bu yazıyı okuduğunda. Gelişmekte olan en önemli ülkelerden biriyiz. Soruyorum 2040’da hala aynı mıyız, yoksa gelişmiş ülkeler arasında yerimizi aldık mı?

Bir şeyler 2040 yılında daha düzgün olsun diye mücadeleni veriyorsun bu zamanlarda. Kpss gibi hayatın şekillenmesine yön verecek bir sınava mezun olduktan tam dört yıl sonra başlayalı beş ay oldu bugün. Bir yandan çalışıyor bir yandan hazırlanıyorsun. 2040 yılında yirmi üç yıllık evli yirmi iki yaşında bir kız babası olarak en çok sevdiğin mesleği yapıyor musun? Diye sorsam ya güleceksin bu yazıya ya hüzünleneceksin iç çekerek.

Merak ettiğim bir konu daha var yirmi yıl sonrasına dair. Teknoloji…

Vay be !! Bu da oldu diyerek, her seferinde teknolojinin sonu gelmiş gibi tepkiler verdiğimiz fakat her seferinde bir öncekinden daha inanılmaz icatlarla karşımıza çıkan insanoğlu teknoloji konusunda tıkandı mı? Yoksa tahmin bile edemeyeceğimiz yeni oluşumlara imza atıldı mı? Hayatımızda çok büyük öneme sahip olan teknolojiyi kendi çapında kullanıyorsun bu yıllarda. 48 yaşına biri olarak halen devam ettiriyor musun bu alışkanlığını ya da boş vermiş bir şekilde hayatını klasik orta yaşlılar gibi mi geçiriyorsun? 🙂

Her şeyden daha önemlisi, her konuda donanımın çok önemli olduğunu düşünüyor ama çok eksiğimin olduğunu biliyorum. Yaşın tecrübe konusunda önemli olduğunun bilincindeyken, bilgi sahibi olmanın tecrübelere dayandığını düşünmüyorum. 48 yaşında şimdikinden daha tecrübeli olacağım kesin fakat daha çok donanım sahibi misin? Biliyorum kimse kabul etmez cehaleti ama öz eleştiri yapacak olursak, eğer o donanımı elde edememişsen boşuna geçirmişsin bunca zamanı. Şayet o donanımı az da olsa elde edebilmişsen daha çok elde edebilmek için mücadeleyi asla bırakmamalısın.

Dilerim 2040 senin için şimdikinden daha huzurlu, daha güvenli ve daha mutlu olur.

Devamını Oku »

KARARSIZLIK

12 Mayıs 2020 Salı

İnsanlar çeşitli duygulardan dolayı karasız kaldığı ve kalacağı birçok zaman olmuştur ve olacaktır. Bu duygular insanın aynı düşünceleri sürekli tekrar etmesine beraberinde bir sonuç alamayınca yapacağı o konu hakkında pes etmeye karar veriyor. Aslında seçeneklerden birini o an seçebilme özgürlüğünü kendinde bulsa pes ettiği konuda çok başarılı bir noktaya gelebilir. Düşüncelerini gerçekleştirebilir, kendisini değiştirebilir, zamanla insanları bile değiştirebilir. Önemli olan karar verebilmek!!

Kararsızlığa insanı iten iki önemli duygu vardır ki, bu iki duygu insanı arafta bırakır.

Korku ve mükemmel olma çabası…

Korku,

ana materyali kararsızlığın. İnsan doğası gereği sonucunu bilmediği birçok şey için endişe duyar. Bilinmezlik insanı derin bir çukura sürükler ve vereceği kararların birçoğunu sorgulamaya başlar.

Başarısız olma korkusu ise kararsızlığın en temel alt dallarından biri. Şöyle bir örnekle durumu izah etmeye çalışayım. Memur olmak isteyen öğrencilerin korkulu rüyası KPSS sınavı, öğrencinin kafasında milyonlarca soru oluşturur ve bu sorular öğrenciyi hangi yolda adım atacağı konusunda kararsızlığa düşürür.

Öğrenci memur olmak istiyor. Ama önünde KPSSengeli var. Bu engeli aşarım diyor. Bu sefer çevresindekilerin yaşadığı sıkıntıları görüyor ve onlardan tecrübelerini dinliyor, yavaş yavaş şüpheci yaklaşmaya başlıyor. Acaba bir yılımı bu sınava hazırlanarak geçirsem sonucunda başarılı olacak mıyım? Veya o bir yılı gelir elde edebilmek ve meslek öğrenebilmek adına işe mi girmeliyim? Ya kpss’yi kazanırsam ? (o zaman yırttık) Ya kazanamayıp bir yılımı maddi ve manevi zarara uğratırsam ? ( o zaman sı…tık) vs. diye sorular uzar uzar uzar.. Böylece kararsızlık seni ele almış günlerce haftalarca hatta aylarca düşünmeye başlarsın ama her düşünce kendini tekrar etmekten başka bir şeye yaramaz !! Bu yüzden korkuları yenmeyi, kısa sürede üstesinden gelmeyi kendimize vazife edinmeliyiz. Tabi kısa süre dediysek kırmızı kabloyu kes ve sonucunu bekle demiyorum 🙂 O zaman patlaman kaçınılmaz olur.

Mükemmel olma çabası

İkinci duygusudur kararsızlığın. Yapmayı istediğin işte en iyisi olma çabası eğer bir sınır yok ise kararsızlığın önemli bir maddesini gerçekleştirmeyi de insanlar kendilerine vazife edinmiş bulur. Bunu da örneklendirecek olursak KPSS konusundan devam edelim. Öğrenciler KPSS’ ye hazırlanma sürecinde kendine bir program hazırlamaya çalışır. Sonraki gün şurası eksik diyerek ekleme yapar. Daha sonra herkesten farklı olarak başka başka şeyler eklemeye veya çıkarmaya çalışırken günleri hatta haftaları program hazırlamak ile geçer. ” Pazartesi iki ders çalışayım.” “Akşamına da çalıştığım derslerden 100 er soru çözeyim. Yok yok 150 şer çözeyim.” (oh miss!!) O gün geldiğinde çuvallamak kaçınılmaz olur.. Aslında mükemmel program inanarak zaten belli derslere eşit ölçüde zaman harcamak ve bol sayıda soru çözmektir.

Kararsızlık insan için kaçınılmaz bir gerçektir. Önlemenin en önemli yolu ise saatlerce düşünmeyi bırakmaktır!! Saatlerce düşünmek kişiyi zihin karmaşıklığına iter. Ve daha önceden de belirttiğim gibi her şeyi tekrar eder durursun. Kararsız kaldığın konularda yapılacak birkaç adımı güzel örneklendirmiş takip ettiğim Psikolojik Danışman Dilek Söylemez;

Seçenekler arasında kararsız kaldığınızda her seçenek için ‘Olursa ne olur?’ sorusunu yöneltebilirsiniz. Avantaj ve dezavantajı neler olur, neler hissederim? Olumlu ya da olumsuz hislerim neler olur? Kazanımlarım neler olur? Uygulamada yaşayacağım zorluklar neler olur? Bu zorlukları çözmek için adımlarım ne olur? Sorular genişletilerek her seçenek için irdelenirken, cevaplarınızı da yazmanızı öneriyorum.  Bunu yaparken bir taraftan da bedeninize odaklanmanızı tavsiye ediyorum. Seçtiğiniz karar ile ilgili düşünürken eminim bedeninizde bazı değişiklikler olacaktır. Derin nefes alma, bedeninizde sıkışma, yüzünüzde gevşeme ya da kasılma, coşku ya da çökkünlüğü andıran bedensel titreşimler duyumsamanız mümkündür. Kararsız kaldığınızda seçenekleri yazılı hale getirmeniz, zihninizde dönüp duran düşünceleri düzenlemeniz anlamına gelir.

ve karar vermeyi kolaylaştıran adımlar yazısında ise ;

Karar verme durumunda seçeneklerini listele. Tüm tercihleri mutlaka listelemelisin. (Alternatif bakış açısı olması bakımından önemli)
Kullanacağın her seçeneğin olumlu olumsuz yanlarını değerlendir. Avantaj ve dezavantajlarını irdele. Hangi seçenek sana ne kazandıracak? İlk soruda elde etmek istediğini karşılamaya yeterli mi?
Her seçenek için en kötü senaryo ne olabilir? Düşün.
Aldığın kararlardan yaşamında olan kişiler nasıl etkilenecek? Kimler etkilenecek? Yukarıdaki tekniği uygulamadan önce sana küçük bir tüyo vermek istiyorum. Bu sorulara cevap verirken bedenindeki tepkileri de izlemeni tavsiye ediyorum. Her seçenek için belli bir duygu yüklediysen onları fark etmen için katkı sağlayacaktır. Böylelikle aslında neyi istediğini daha iyi anlamana yardımcı olacaktır. Sonrasında en doğru kararı vereceksin

Güzel noktalara değinerek açıklamış. Önemli olan bilinmezliğin gizemini en aza indirip, her halükarda sonuçlarını düşünüp, o sonuçlara göre hareket etmektir. İyi ye ve kötüye sonuçlarıyla beraber kendini hazırladığında kararsızlıktan çıkmış olacağın için üstünden büyük bir yükü atmış olacak erken karar almanın mutluluğunu sonuç gelene kadar yaşayacaksın.

Ama sonucun ne olacağını düşünerek endişe içerisinde geçireceğim bu süreci diye düşünenleriniz olacaktır.

Aslında öyle olmayacaktır. Çünkü sen sonucun kötü olmaması için verdiğin karar doğrultusunda elinden geleni yapacaksın. Ve sonuç kötü geldiğinde ise kendine diyeceğin tek cümle olacak. “Ben elimden geleni yaptım”…

Devamını Oku »

İLK BLOG DENEYİMİ

4 Mayıs 2020 Pazartesi








Merhabalar,

Uzun zamandır yapmayı düşündüğüm blog oluşturmanın ilk temellerini problemli bir yılda sıkıntılı günler geçirerek oluşturuyorum. Büyük umutlarla girdiğimiz 2020 yılının bitmesini, bir sonraki yılın çok güzel şeyler getireceğini düşünerek bekleyiş içine geçirdiğimiz şu zamanları Covid-19 (Korona) salgınının eşiğinde geçiriyoruz.

Bu yıla geçiş yaptığımız günden beri yangınlar, depremler, sel baskınları, ölümler, savaşlar, yakamızı bırakmadığı gibi son olarak bir salgının getirdiği huzursuzluğu bende maddi ve manevi olarak yaşıyorum. 2 hafta önce yakalandığım korona virüsünden şu sıralar kurtulmak üzere olsam da dünyada bıraktığı manevi huzursuzluğu bende iliklerime kadar hissediyorum.

Daha önceden yapmaya çalıştığım fakat çeşitli sebeplerden bıraktığım blog oluşturmayı, salgın yüzünden evde kaldığım günlerde tekrar ele almaya karar verdim. Getirisinin güzel şeyler olacağını umarak başladığım bu uygulama umarım sizler içinde faydalı ve eğlenceli olur.

Buradaki yazımda biraz blog deneyimimden hatta deneyimsizliğimden bahsetmek istiyorum. 🙂 Dediğim gibi daha öncede böyle bir çalışmanın içerisine girdim. 1 hafta kadar çabaladım fakat sonraki zamanlarda yeteri kadar vaktim olmadı ve bazı programsal bilgi eksikliğinden başaramadım. Şimdilerde ise bu eksikliği giderememiş olsam da bir öncekinden daha istekli olmam ve araştırmaya daha müsait olmam, gelecekte manevi olarak düşündüğüm şeyleri başarabilmek adına blog yazmayı tekrar ele aldım. Belirsizlik ve karmaşa içerisinde oluşturmaya çalıştığım bu sayfada güzel şeyler paylaşmanın sosyal ortamda güzel sonuçlar elde etmenin temellerini atmaya çalışıyorum.

Belki başaramayacağım ama en azından çabaladım diyeceğim.

Bir işin devamını sağlayacak en önemli yapının geri dönütler olduğunu biliyorum. Yani yapmayı düşündüğün bir çalışmada başka birilerinin desteğini almak o işin devamı için en önemli olay. Tabi bu dönütler olumlu veya olumsuz olacaktır. Eleştirinin bir insanı geliştiren en büyük dönüt olduğunun bilincinde birisi olarak siz okurlardan isteğim, eleştirileri geliştirici yönde yapmanızdır.

Güzel günler geçirmeniz dileğiyle.

Devamını Oku »

İNTERNET ÜZERİNDEN EĞİTİM



Bilindiği üzere eğitimin elektronik ortamda öğrencilere sunulması hızla yaygınlaştı. Gün geçtikçe de bu hızını artırıyor. Ücretli veya ücretsiz bu eğitimi sağlayan birçok içerik mevcut ve inanılmaz işler başarılıyor. Bu yazımda size bu içeriklerin eğitim alanında bize katkısı olacak mı, olmayacak mı? Bunlardan bahsedeceğim.

Öncesinde eğitim deyince tabi ki öncelikli olarak toplu eğitim, yani sınıf ortamında öğretmen-öğrenci ilişkili MEB’in belirlediği kitap ve yıllık program dahilinde aktarılan eğitim aklımıza geliyor. Bunun yanı sıra bire bir (özel) eğitim, yani alanında uzman olan bir eğitmen tarafından öğrencinin özelliklerine göre program hazırlanıp o program dahilinde gerçekleştirilen başka bir öğrenme metodudur.

Bunlarla ilgili kısa bir bilgilendirme yaptıktan sonra yazının tamamını aşağıda belirtilen 4 başlıkta toparladım.

1- İnternet Üzerinden Ücretli Eğitim (E-Eğitim).
2- İnternet Üzerinden Ücretsiz Eğitim (E-Eğitim).
3- İnternet Üzerinden Eğitim Avantajları ve Dezavantajları.
4- Online Eğitim İle Hayati Önem Taşıyan Sınavlara Hazırlanmak Doğru mu?

1- İnternet Üzerinden Ücretli Eğitim (E-Eğitim).


İnternet üzerinden ücretli eğitim, her dersin bir ücreti belirlenip sonrasında öğrencilerin bu derslerden istediklerini seçip belli bir kullanıcı adı ve parolasıyla bilgisayar üzerinden firmanın belirlediği site veya programa giriş yapıp seçtikleri derslerin video ve notlarından faydalanmalarıdır. Bunun çok örnekleri olmasıyla birlikte Doping Hafıza, Tekuzem, Murat Uzaktan Eğitim başarılılarındandır.

Şöyle ki bu işe girişen bir firma kendi alanında uzman öğretmenlerle anlaşarak bu öğretmenlerden video çekmelerini slayt, derslerle ilgili çalışma tabloları ve sorular hazırlamalarını isterler. Hazırlanan bu içerikleri sistemlerine girip öğrencilerin bu içeriklerden faydalanmalarını sağlarlar. Tabi bu içerikleri öğrencilerle belirli bir süre paylaşıyorlar. Yani öğrenci seçtiği dersleri belirlenen sınav tarihine kadar satın alabiliyor. Öğrenci hangi ders için içerik satın alıyorsa ( KPSS,TYT, AYT ALES … vb.) o dersin sınav tarihi geçtiğinde sistem otomatik olarak kapanıyor.

İnsanların en çok kafasını karıştıran fakat kurumlar tarafından bu şekilde hazırlanması doğru olan seçenek budur. Çünkü firmalar bu içerikleri sunarken belli bir kadro oluşturuyor ve bu kadroyu da belli bir ücret karşılığında çalıştırıyor. Ama zaten parasıyla satın alıyorum,satın aldığım şey neden bitsin ki? Diye düşünenlerimiz oluyor, olacaktır da.

Olaya Şöyle bakalım dershaneye ücret karşılığında kayıt oluyorsunuz, ama ömrünüzün sonuna kadar o eğitimi alamıyorsunuz. Fakat bizler dijital ortamda satın alınan bir şeyin sonsuza kadar bize ait olmasını istiyoruz. Belli bir süre bu eğitimi tanımlamaları doğru dedim. Nedeni ise siz satın aldığınız bu materyali kullanıp sınavdan sonra işiniz bittiğinde bir başkasına kullanıcı adı ve şifrenizi vererek başkasının da bu eğitimden faydalanmasını isteyebilirsiniz.

Eee bunun neresi kötü?

Evet insani açıdan bu kötü bir şey değil lakin şöyle düşünelim 1 kişi satın alıp bunu önde gelen en az 5 kişiye dağıtabilir. Firma bu 5 kişiden kazanması gereken parayı sadece birinden kazanacak ama 5 kişiye aynı eğitimi vermiş olacak. Dolayısı ile firma para kazanamayacak, bünyesinde adam çalıştıramayacak, beraberinde içerik üretemeyecek ve kendini geliştiremeyecek. Sürekli değişen eğitim sistemi ve konularını güncellemediği zaman sen bir sonraki sene eksik bilgiyle sınava girersin ve sonrasında firmayı suçlarsın vs. Zaten ömür boyu ücretsiz bu eğitimi veren yerlerde var ve aşağıda “İnternet Üzerinden Ücretsiz Eğitim (E-Eğitim)” başlığında bunu belirttim. Tabi bu eğitimlerin avantajları ve dezavantajları da var bunlardan da yine aşağıda ” İnternet Üzerinden Eğitim Faydaları Ve Zararları ” başlığında belirtim.

2- İnternet Üzerinden Ücretsiz Eğitim (E-Eğitim).


İnternet üzerinden ücretsiz eğitim de alabilmenin mümkün olduğu bir zamandayız. Geliri maalesef çok olmayan, bu yüzden ücret karşılığından bir eğitim sistemi alamayan veya bir kursa yazılamayan öğrencilerimizde var. Ama şu zamanda üzülmemeleri, profesyonel olarak eğitim verebilmeyi ücretsiz olarak ta hazırlayan az da olsa zamanla kurumsallaşan, pek çok kişinin duasını alan firmalarımızda var. İçerik olarak ücretli satılan paketlerin sunduğu materyaller kadar zengin olmasa da inanılmaz derecede etkili olabilecek şeyler başarabiliyorlar. Bu firmalara örnek olarak Benim Hocam ve İsem Yayıncılık en popüler olarak verebilirim.

Bu firmalar ise kiminin parası kiminin duası düsturuyla yola çıkıp, sosyal medyanın YouTube kanalını aktif bir şekilde kullanarak insanlara ulaşıyorlar. Birçok zorluklarla sınıf ortamında video çekip bunları montajlayıp sisteme yüklüyorlar. Bunu da profesyonel eğitmenler, Profesyonel kameralar ve Profesyonel programcılar ile yapıyorlar. Karşılıksız, hiçbir ücret talep etmeden. Peki bu kadar giderleri varken nasıl oluyor da ücretsiz böyle desteği öğrencilere sunabiliyorlar?

Bu firmalar sadece eğitim ile ilgilenmiyor, bunların yanı sıra verdikleri eğitimlerin konu anlatım kitaplarını, soru banka kitaplarını, Teknik kitaplarını, özet kitaplarının vs. hazırlayıp bunun satışını yapıyorlar. Eğitim verdikleri videolarda bunların reklamlarını yaparak oradan da bir gelir elde ediyorlar. Öğrencilerin çoğu dinleyeceği dersi hangi hoca anlatıyorsa o hocanın kitabını alarak video ile birlikte kitaptan takip ederek işini kolaylaştırıyor. Binlerce TL para vererek bir dershaneye gitmektense 100-200 TL vererek sadece kendine kaynak temin edilebiliyor. Tabi bununda avantaj ve dezavantajları vardır. Bunları da aşağıda belirttim.

3- İnternet Üzerinden Eğitim Avantajları ve Dezavantajları.


İnternet üzerinden eğitimi ücretli ve ücretsiz olarak nasıl bir sistem ile öğrencilerle buluştuğunu sizlerle paylaştım. Şimdi ise bu ikisini karşılaştırarak madde madde avantajları ve dezavantajlarını paylaşacağım.

ÜCRETLİ EĞİTİM

Avantajları

1–İçerik bakımından çok fazla donanıma sahip olması.
2-İçeriklerinde hafıza tekniklerinin kullanılması.
3-Her şey sistemsel olduğundan sana belli bir program çıkarması ve takibinin yapılması.
4-Program sana istatistiklerle analiz yaparak hangi konuda eksik olduğunun bilgisini verir.
5-Dersin ardından seni konuyu pekiştirmek için o konularla alakalı teste yönlendirir.
6-İçerikler içinde Online testler bulunur ve bu testler sayesinde derecelerini ölçme imkanı sağlar.
7-Dersleri tekrar dinleme olasılığı.
8-Sistematik olarak ne kadar geliştiğini sürekli hatırlatır seni motive eder.
9-Dersleri kısa sürede bitirme imkanı sunar ve zamandan tasarruf ederek soru çözmene daha çok vakit ayırma imkanı sağlar.
10- Mobil olarak da verilen hizmet, her an elinin altında olma imkanı sağlaması.

Dezavantajları

1– Bu eğitimi alabilmek için belli miktarda ücret ödeniyor olması.
2-Aldığın eğitim paketinin belli bir süresi olması.
3-Sistemdeki programa uyup uymamanın senin elinde olması. ( Dersleri aksatma olasılığı yüksek)
4-Disiplin altında olmayan bir ortamda çalışıyor olmak öğretimi etkiler.(yatarak çalışmak gibi )
5-İçerikten anlamadığın konu hakkında bir soru soramamak ve dönüt alamamak.

ÜCRETSİZ EĞİTİM

Avantajları

1- Tamamen ücretsizdir.
2- Kısa sürede dersleri bitirme olasılığı sunar
3- Ömür boyu kullanacağın bir platformdur.
4-Tekrar dinleme imkanı sağlar.
5- Test için videolar sunarlar. (bazılarında)
6-Mobil olarak da verilen hizmet, her an elinin altında olma imkanı sağlaması.

Dezavantajları

1- Program tamamen sana aittir.
2- Bir program olmadığı için çalışmanın senin azim ve isteğine bağlıdır.
3-İçerikten anlamadığın konu hakkında bir soru soramamak ve dönüt alamamak.
4-İçerik bakımından çok zengin değildir.
5-Herhangi bir istatistik ve analiz sana sunmaz.
6-Online testler mevcut değildir.
7-Senin hangi konularda eksik olduğunun bilgisini veremez.
8-Hafıza tekniklerinin çok fazla kullanılmaması.
9- Ekstra kaynaklara daha fazla ihtiyaç duyulması.

4- Online Eğitim İle Hayati Önem Taşıyan Sınavlara Hazırlanmak Doğru mu?


Aslında en doğru soru budur diye düşünüyorum. Maalesef birçoğumuzun hayatı bu sınavlara bağlı kalabiliyor. O yüzden çoğumuz bu sınava hazırlanmak için borca harca girerek ücretli kurslara, dershanelere kayıt oluyor ve zamanının büyük bölümünü buralarda geçiriyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki böylesine önemli bir sınav için online eğitim almak, kişiler bakımından bir risk taşısa da aslında öyle değildir. Tabi bunun bazı şartları vardır, bunların başında da sabır yer alıyor. Çoğu insan kendine güvenemediği, kendisine disiplinli bir program oluşturamayacağını düşündüğü için, daha öncesinde bu organizasyonların içinde yıllardır bulunan firmaları tercih ediyor.

Kişi önce kendinin ne yapacağını bilmeli. Eğer sabır gösterebileceğini düşünüyor, kararlılıkla ( kendisinin veya tanıdığı bir rehber danışmanından hazırladığı) programa uyacağını düşünüyorsa ücretsiz eğitim sağlayan firmaların videolarını izleyebilir ve güzel sonuçlar alabilir. Dediğimiz gibi bunun altında istek, sabır ve kararlılık yatıyor. Kendini takip etmek objektif sonuçlar alabilmek için telefonunuza veya bilgisayarınıza ücretsiz programlar indirip buraya günlük verilerini girebilir haftalık kontrol sağlayabilir ve başarınızı takip edebilir, kendinizi motive edebilirsiniz.

Dershaneye gidebilecek maddiyata sahip olmayabilirsiniz veya sahip olsanız da daha cüzzi miktarda para verip ücretli online eğitimini satın almak çok yararlı bir seçenek olabilir. Çünkü bir dershanenin sağlayamadığı hizmeti size sağlayabiliyorlar. Program çıkartıp bunun takibini onlar yapıyor. Hangi konuda başarılı, başarısız olduğunu program size her gün sunuyor ve anlık takip edebiliyorsun. Soru çözme imkanı sağlayıp yanlış yaptığın sorularda sizi sistem otomatik olarak o sorunun konusuna getiriyor ve konuyu tekrar sana özetliyor. Bu eğitimi dershanede bile anlık olarak alamazsınız. 5 bin TL gibi yüksek meblağları buralara harcamak istemiyorsanız size hem zaman kazandıracak daha çok soru çözmenize fayda sağlayacak ve bunu da 700-1000 TL arası uygun fiyatlara sağlayabilir hemen başlayabilirsiniz.

Sonuç olarak evet hayati önem taşıyan bu sınavlara online olarak hazırlanmak doğru bir seçenektir. Daha önceden de belirttiğim gibi kendinizi bir çok konuda istekli, sabırlı ve kararlı görüyorsanız, en önemlisi kendinize güveniyorsanız hiç düşünmeden hemen başlayın derim. Ama bu konuda küçük bir şüpheniz var ise dershaneye gitmeyi gündeminize alın. Unutmayın ki dershane ortamında bu imkanı alsanız bile her şeyin sizin elinizde olduğunu bilerek hareket edin.

Kalın sağlıcakla.

Devamını Oku »

ÖĞRETMEN OLMAK



Eğitim ve Öğretimin birinci materyali, yani olmazsa olmazı öğretmen.

Şöyle ki, biz ne kadar eğitim ve öğretim desek de eğitim bizim toplumumuz için ne yazık ki ikinci planda kalıyor. Öğretim ise baş kahraman, ana malzememiz. Bu yüzdendir ya öğretmen denilmesi. kelime anlamı (bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse.) da bunu destekler nitelikte.

Peki ya eğitim..? Toplumumuzun en eksik olduğu bir hususu ikinci bir planda tutmak doğru mu..?

Bizim toplumumuz kendisinde ki eğitim eksikliğini görmüyor, bilgiye aç bir şekilde öğrenim diyoruz. Toplumumuzu anlarım lakin birçok aşamadan geçmiş, eline mesleğini almış ve toplumu yönlendirecek olan öğretmenlerimiz ne yapıyor. Onlarda aynı zihniyet.

“Ben dersimi anlatırım çıkarım arkadaş, anlattım mı… anlattım”

Sorumluluğu üzerinden atmanın bu kadar kolay olduğunu düşünerek Öğretmen edasıyla toplumdaki statüsünü korumaya çalışıyor, yıllardır bu mesleği hangi amaçlar uğruna kullanması gerektiğini anlamadan, anlayamadan okumuş (hakkıyla yapanları tenzih ediyorum) toplumda geziyor.

İnsan sormadan da edemiyor. Ya Öğretim ? Bunun eksikliği yok mu ?

Tabi ki var. Hatta çok fazla. Lakin bu teknolojik çağda, her şeyin pratiği bulunmuş bir zamanda bu nimetleri layıkıyla kullanmayan öğretmenlerimiz okula konfeksiyon işçisi gibi zamanını doldurmak, molalarda bir bardak çay içmek için kullanıyor.

Bu neslin gençleri zamanının büyük kısmını, elinde telefon, tablet, karşısında bilgisayar, televizyon ile harcıyor. İnanılmaz derece de bir bağlılık var. Koparılamıyor… Şimdi sende bu aileden soyutlanmış, arkadaştan soyutlanmış, hatta hatta hayattan soyutlanmış öğrenciye öğretim vereceksin, eğitimden mahrum edeceksin.

Şunu iyi bilmek gerekir ki, bu zamanın gençleri zaten bilgili, elinin altındaki teknoloji sayesinde gün geçmeye dursun çok ufakta olsa bilgileri topluyor farkında olmadan. Hatta çoğu zaman farkına varmıyor öğrenmiş olduğunun. Bunlar temel bilgiler olmasa da, bir bilgi birikimi oluyor ufaktan ufaktan.

İşte benim güzel muallim sahibi öğretmenlerimin burada devreye girmesi gerekiyor.

Eskiden, teknolojinin bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda, çocuklarının elinin altında kitap, defter gibi materyaller ve çocukları öğretmenine; “eti sizin kemiği benim” diyerek yollayan aileler vardı. Meşguliyetini bunlarla gideren gençler ister istemez temel konular hakkında bilgi sahibi oluyorlar.

Şimdilerde ise gençlerimizde telefon, tablet gibi materyaller ve çocukları öğretmenine; “aman bir şey olmasın yavruma, şayet olursa hesabını sorarım” diyerek yollayan aileler var. İşte bizim burada öğretmene nasıl emanet edildiğine değil, hemen çocukların elinin altında olan materyallerden yola çıkmamız lazım. Öğretimi onların elinin altına vereceğiz.

Gençler elinin altına vereceğimiz temel bilgilerle ufak ufak öğrene dursunlar, biz yüzlerine eğitim vereceğiz. Artık zaman kısa, eğitimden mahrum kalan bir genci öğretimle adam edemez kimse. Toplumu yönlendirecek olan öğretmenlerin en ufak yanlışlarını gözetleyip bundan malzeme çıkarmaya çalışan gençlerimize örnek davranışlar sergileyip, gençleri kazanmak yerine, öğretmenliği bir iş gibi görüp onları kaybetmeyi göze almamalı.

Öğretim araç, eğitim ise amaç olmalı.

Öğretmenlik altı saat değil, gün içerisinde ayakta kaldığınız bütün zaman dilimini kapsar. Yeter ki amacınız gençleri kazanmak olsun.

Devamını Oku »

PLAZMA BAĞIŞI

7 Ocak 2020 Salı



Malumumuz üzere Çin’de ortaya çıkan Covid-19 (korona) salgını tüm dünyaya kısa süre içerisinde yayılmaya başladı. Alınan tedbirler kapsamında geç de olsa Türkiye’de de etkisini 11 Mart 2020 tarihinde göstermeye başladı. Ülkemizde kısa sürede vaka sayıları artmaya, beraberinde salgın yüzünden ölümler gerçekleşmeye başlamasıyla Sağlık Bakanımız Sn. Fahrettin Koca’nın salgın sürecini başarıyla yönetmesi sonucu birçok ülkeye göre en iyi şekilde bu zamanı geçirmeye devam ediyoruz.

PLAZMA TEDAVİSİ NEDİR?
Plazma Bağışı Nerelerde Verilir?
Plazma Bağışı Nerelerde Verilir?

Korona salgınının ülkemize girmesiyle sıkıntılı günler artmış, insanların psikolojik olarak zor zamanlar geçirme süreci başlamıştı. Bu salgından şahsen bende ailemle birlikte nasibimi aldım. Ülke olarak başlarda çok fazla dikkat etmediğimiz fakat sonrasında olayların ciddiyetinin farkına varıp önlemler aldığımız bu süreçte 28 Mart’ta bende bu hastalığa yakalandım.

Kısaca sizlere bu süreçten biraz bahsetmek istiyorum.

Bende ilk etapta grip olarak etkisini göstermişti. Sonrasında ateşlenme olunca test yapılmasına karar verildi. Test öncesinde tomografi çekip varsa virüsün ciğerlere inip inmediği kontrol edildi. Tomografi sonucu temiz çıktığında doktorlar normal grip geçirdiğimi söyleyerek bir kaç ilaç yazıp beni eve gönderdi. Kalabalık bir iş ortamında çalıştığım için (hava kargo) iş yerinden 1 hafta izin aldım. Bir hafta sonucunda grip gitmiş fakat öksürük başlamıştı. Tekrar Hastahaneye gidip durumu anlattığımda bu sefer Tomografi çekmeden direk test yaptılar 4 Nisan’da sonuç pozitif olarak E-nabız sistemine işlenmişti.

İnsan böylesi kötü sonuçların hiçbir zaman kendisine gelmeyeceğini düşünerek bütün hayatını yaşıyorken, başına geldiğinde içinde kocaman bir boşluk bir üzüntü hatta bir korku yaşıyor. Bende bunlardan biriydim. Korkum kendim için değildi aynı ortamda bulunduğum eşim ve iki yaşındaki çocuğumdu. Ne kadar kendimi izole etsem de bu sürecin başlama zamanını bilmediğimden onlara da bulaştırma korkusu beni sıkıntıya sokuyordu. Velhasıl Eşimde hastalığa yakalandı ve en ağır şekilde atlatanlardan birisi oldu. Bu süreçte bize en güzel gelen şey çocuğumuzun bu durumdan etkilenmemiş olması, etkilense dahi ayakta atlatıyor olmasıydı.

Hastalık zamanla eklem ağrılarına beraberinde koku almamaya neden oldu. Sonrasında Sağlık bakanlığının sağladığı ilaçları 5 gün boyunca düzenli bir şekilde kullanıp, yavaş yavaş semptomları göstermemeye başladık. Bunun üzerinden 14 gün daha geçirdikten sonra tekrar test yaptırıp sonucunun negatif çıkması bizi sevindirdi. Bu zaman dilimindeki duygu ve düşünceleri buraya yazmaya kalksam herhalde kitap olur.

Bundan sonraki süreçte bu durumu yaşayan insanları daha iyi anlamaya başlıyorsun. Her hastalığın tedavisinde kullanılan plazma yöntemi bu hastalık içinde gündeme geldiğinde bende plazma bağışında bulunmayı düşündüm.Yazımın geri kalanında bu konudaki süreci paylaşacağım.

PLAZMA TEDAVİSİ NEDİR?

Covid-19 teşhisi konulan hastaların, hastalığını atlattığının üzerinden belli bir süre geçmesi durumunda kanda bulunan antikor denen hastalıkla başa çıkabilen bir sıvının ortaya çıkması ve bu sıvının iyileşen hastadan temin edilip hastaya nakledilmesidir.

Plazma Bağışı Nerelerde Verilir?

Plazma bağışı yapmak isteyen kişi Pandemi hastahanelerinde ve Kızılay aracılığıyla bağış yapabilir. Hastalığa yakalanan kişilere bunlar aracılığıyla ulaştırabilir. Hastahanelerde vermek isteyen kişi yakınındaki Pandemi hastanelerini arayarak gün alabilirler. Kızılay aracılığıyla bağış yapmak isteyen kişiler ise Kızılay’ın internet sitesine girip bağış yapmak istiyorum kısmındaki bilgileri doldurarak Kızılay’ın kendilerini aramasını bekleyebilir.

Şahsen ben Kızılay aracılığı ile bağış yapmayı tercih ettim. Gerekli bilgileri doldurduktan 1 hafta sonra beni arayıp gün verdiler. Kızılay bağış yapmak isteyen kişileri evinden özel araçla aldırıp bağış yaptıktan sonra tekrar özel araç ile evine kadar seni bırakıyor. Bu hizmetlerinden dolayı kendilerine özellikle teşekkür ediyorum.

Plazma Bağışı Nerelerde Verilir?

Plazma bağışı yapmak için Fatih Çapa’daki Kızılay’ın şubesine gittim. Burada üç tane forum doldurduktan sonra 6 tüp kan verdim. Sonrasında normal kan nasıl veriyorsak aynı şekilde senden kan alınıyor. Tek farkı ise kanın içindeki sarı sıvıyı cihaz aracılığıyla arıtıp kanı tekrar senin vücuduna veriliyor olması. Ortalama 40-45 dk. kadar sürüyor.

Bir ay içerisinde 10 gün arayla 3 kez plazma bağışı yapılabiliyor. Tekrar vermek ister misin diye soruyorlar. Şayet vermek istiyorsan 10 gün sonrasına tekrar sana randevu veriyorlar.

Herkese sağlıklı günler dilerim. Sizde bağışta bulunup hayatlar kurtarabilir, güzelleştirebilirsiniz.

Devamını Oku »